Sürüler İçinde Sürmeli Koyun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sürüler İçinde Sürmeli Koyun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Kasım 2026 Çarşamba

İki Çeşme Yaptırdım Altın Oluklu

Sürüler İçinde Sürmeli Koyun ezgisiyle, sözleriyle, sembolik örgüsüyle ve kendi içinde taşıdığı öyküyle zengin içeriğe sahip müstesna türkülerden birisidir. Bu yanıyla hassaten ele alınmayı hak etmektedir. Sözlerinin içeriğine geçmeden önce yaygın olarak tekrarlanan bir hatayı düzeltmek yerinde olacaktır. Şöyle ki, Hacı Taşan ve Salman Çöke gibi kaynak kişilerin “şafaklar atıyor sarhoşum soyun” şeklinde okuduğu dize, TRT’nin sansürleyerek derlemesi sebebiyle olsa gerek, birçok kişi tarafından “şafaklar atıyor sarhoşum uyu” ya da “şafaklar atıyor sarhoşum duyun” şeklinde okuna gelmiştir. Ne var ki türküyü yakan kişi, tıpkı Neşet Ertaş’ın Kar Yağar Kar Üstüne türküsündeki “sarhoşum ben çözemem / düğmeleri çöz de gel” ifadesinde olduğu gibi, son kadehte yapılan oyunun ardından “şafaklar atıyor sevdiğim soyun” çağrısını açıkça dile getirmektedir. Üstelik hem bağlam hem kafiye bakımından kaynak kişilerin okuduğu şekli daha doğru görünmektedir. Aslında bu çağrı metaforik olarak da aşk yaşamak için vakit kalmadığını zımnen dile getirmektedir ki türkünün sözlerinin devamında neden böyle bir çağrıda bulunulduğu daha açık biçimde ortaya çıkmaktadır. Sözler çarpıtılıp kırpıldığında ne yazık ki türkünün anlam bütünlüğü de bundan zarar görmektedir.

 

Türkü “Sürüler içinde sürmeli koyun / Şafaklar atıyor sarhoşum soyun / Son kadehte yaptın bana bir oyun / Ne yandasın sürmeli palazım ne yanda! / Ellerim saz çalar gözüm ihvanda” dizeleriyle başlamaktadır. Anlam katmanlarını somuttan soyuta doğru analiz etmeye çalışırsak “sürüler içinde sürmeli koyun” dizesinin ilham kaynağının muhtemelen Orta Anadolu’da yetişen bazı koyun cinslerinin göz çevrelerindeki sürmeye benzeyen siyah kısımlar olduğu ileri sürülebilir. Bu türküyü yakan aşık her gün karşılaşılan bir olgudan hareketle aslında sevdiğinin sürü sürü insan içerisinde güzelliğiyle ve sürmeli gözleriyle temayüz ederek hemen fark edildiğini vurgulamak istemektedir. Ayrıca sevdiğine “sürmeli palazım” ifadesiyle seslenmesi de aralarındaki muhabbetin derinliğinin ve samimiyetin bir göstergesidir, çünkü insanlar sevdiklerine sıradan ifadelerle değil samimiyeti ve derinliği daha net gösteren “gülüm”, “kuzum”, “ciğerim”, “tosunum” türünden ifadelerle seslenirler. “Sürmeli palazım” ifadesinde hem samimiyet hem muhabbet hem sevimlilik hem de şefkat saklı bulunmaktadır, zira malum olduğu üzere “palaz” ördek ve kuşların sevimli yavrularına verilen isimdir.

 

“Sürme”nin güzelliği vurgulayan anlamının ötesinde manevi bir boyutu da bulunmaktadır. Şöyle ki, gözlere sürme çekmenin Hz. Muhammed’in Hz. Ali’ye önerdiği bir tedavi yöntemi olduğu rivayet edilir ve buna istinaden “sürme” intisab edilen ve soyu Hz. Ali’ye kadar dayandırılan mürşidi ifade etmektedir. Örneğin Seher Vakti Çaldım Yarin Kapısını isimli türküde “sürme” bir sembol olarak bu bağlamda kullanılmaktadır. Ancak Sürüler İçinde Sürmeli Koyun isimli türküde bu bağlam değil diğer anlam bağlamı caridir. 

 

“Ne yandasın sürmeli palazım ne yanda” dizesinden hemen sonra “ellerim saz çalar gözüm ihvanda” dizesinin gelmesi de oldukça anlamlıdır. Çünkü bu dize coşkun duygularla bağlama çalarken dostları ve yarenleri arasında aşığın gözlerinin aslında sevdiğini aradığını vurgulamaktadır. Aşığın neden böyle bir arayışta olduğu, bir sonraki kıtada resmedilen sahnede ayan olmaktadır. “Aşağıdan gelir gelinin göçü / Gelin mi ettiler canımın içi! / Beş sene sakladım verdiğin saçı” dizelerinden, beş seneden fazla zamandır sevdiği kişinin başkasıyla evlendirildiği anlaşılmaktadır. Diğer bir ifadeyle son kadehte yapılan ve aşk yaşamaya vaktin kalmamasına neden olan oyun, sevdiği kişinin evlenmesiyle ilgili metaforik bir anlatım olabilir. Neticede aşığımız bir anlamda oyuna gelmiş, aşk sarhoşu olarak kalmış ve vakit tükenmiştir. Buna rağmen “sürmeli palazım” ifadesindeki üslubu koruması ve artık gelin edilmiş olan sevdiğine hala “canımın içi” diye naif bir biçimde seslenmesi de dikkatten kaçırılmaması gereken hoş bir detay gibi durmaktadır. 

 

Türkünün sembolik açıdan en yoğun ve çarpıcı kısmı ise bütün hikâyeyi mühürleyen “İki çeşme yaptırdım altın oluklu / Suyunu bağladım ala balıklı / Bir yar sevdim o da benden yanıklı / Ne yandasın sürmeli palazım ne yanda! / Elim bağlama çalar gözüm ihvanda” şeklindeki son kıtadır. Altın oluklu iki çeşme yaptırmak oldukça yoğun bir anlam içermektedir. Malum olduğu üzere ırmak, deniz ve okyanus gibi doğal su kaynakları doğanın saf gücünü, içgüdüleri ve bilinçdışının derinden gelen etkisini sembolize etmektedir. Çeşmenin özelliği ise arınıp yenilenmeyi sağlayan ve bilinçdışının enerjisini temsil eden su kaynaklarını belli bir forma sokması, bir anlamda bu vahşi ve coşkun enerjiyi ehlileştirerek bilince taşımasıdır. Aile kurmak da kurumsal bir yapının içine girmek, doğal dürtüleri düzene sokmak ve soyun devamını sağlamak demektir. Dolayısıyla türküyü yakan aşık sadece sevdiğinin saçını beş sene koynunda saklayıp duygularının sahiciliğini kanıtlayarak değil, aile kurma isteğiyle de ciddiyetini göstermektedir.

 

Çeşme motifiyle altının birleşmesi de tesadüf değildir. Zira altın birçok kültürde saflığın, kutsallığın ve ölümsüzlüğün simgesidir. Altın oluklu iki çeşme ise aile kurumunun temelindeki eril ve dişil enerjiyi temsil etmekte, hayatın farklı niteliksel boyutlarının akıp geldiği bu iki kaynağın saf duyguları ve ölümsüz bir yaşam enerjisini ortaya çıkardığını anlatmaktadır. Hemen ardından gelen “suyunu bağladım ala balıklı” dizesi de bu yorumu destekler niteliktedir. Balık yaşam kaynağı, doğurganlık, bereket, yeniden doğuş ve ruhsal dönüşüm anlamları taşımakta, saflıkla birleşen hakikatin simgesi olarak değerlendirilmektedir. Kısacası “iki çeşme yaptırdım altın oluklu / suyunu bağladım ala balıklı” dizeleriyle, iki altın oluklu kaynaktan arınarak gelen saf yaşam enerjisinin birleşmesi ve bunun hem doğurganlığı hem de bereketli ve mesut bir hayatı tesis etmesi anlatılmaktadır. Ayrıca çeşmenin su kaynaklarının ehlileşmiş hali olması gibi suyun bağlanması yani bir havuz oluşturulması da yine ehlileşme anlamının altını çizmektedir. 

 

Fakat türkünün hikayesinden açıkça anlaşıldığı üzere bu hayal gerçekleşmemiş, aşığın kurduğu düş yarıda kalmıştır. Üstelik “o da benden yanıklı” dizesinden ve koynunda sakladığı saçtan anlaşıldığı üzere duygular karşılıksız değildir, ancak vuku bulan olaylar bu altın oluklu çeşmelerden birinin suyunu kurutmuştur. Türküde sürekli yinelenen “ne yandasın sürmeli palazım ne yanda! / ellerim saz çalar gözüm ihvanda” nakaratı aşığın aslında sürekli sevdiğinin hasretini çektiğini vurgulayarak hikayedeki dramatik boyutu derinleştirmektedir. Dolayısıyla söz konusu nakarat türküye öylesine yerleştirilmemiş, aksine yaşanan duyguların aktarılmasında önemli bir rol üstlenmiştir. Bu bağlamda düşünüldüğünde, türkü sıradan bir ayrılık hikayesinin ötesine geçerek çok daha sarsıcı ve vurucu bir derinlik kazanmaktadır.


A. Emre Dağtaşoğlu